Karayolu yoktur, Üçağız'dan tekneyle veya patikayla ulaşılır. Kaleye çıkan merdivenler çok diktir, rahat ayakkabı şarttır. Deniz içindeki tarihi lahit çevresinde yüzülebilir.
Simena Kalesi hakkında
Antalya’nın batı sahillerinde yol alırken, Kaş ile Demre arasında tabelaların bittiği ve mavi suların sessizliğe gömüldüğü o muazzam Kekova coğrafyası karşılar sizi. İşte bu coğrafyanın tam kalbinde, bugüne kadar gördüğünüz tüm köylerden, koylardan ve tarihi mekanlardan tamamen farklı, adeta zamanın ve dünyevi kuralların dışına çıkmış gizli bir yerleşim yeri saklanır. Bugün "Kaleköy" olarak anılan ama tarihteki asıl ismiyle Simena, Türkiye'de karayolu ulaşımı olmayan, sadece ve sadece deniz yoluyla ya da patikalardan yürünerek ulaşılabilen o nadide saklı cennettir. Teknelerle koyun iskelelerine yanaşıp başınızı yukarıya doğru kaldırdığınızda, dik bir yamacın üzerine kurulmuş begonvilli taş evleri ve o evlerin en tepesinde bir taç gibi yükselen görkemli Orta Çağ kalesini gördüğünüz an, buranın büyüsüne kapılmamak elde değildir.
Sahilden yukarıya, Simena Kalesi’ne doğru tırmanırken daracık patikalardan, asırlık zeytin ağaçlarının arasından ve yerel halkın kendi elleriyle yaptığı keçiboynuzu ballarını, el işi yazmaları sattığı tezgahlardan geçiyorsunuz. Kalenin içine ulaştığınızda ise sizi sarsıcı iki büyük sürpriz bekliyor. İlki, kalenin tam merkezinde yer alan ve doğal kayaya oyularak inşa edilmiş, sadece 7 oturma sırasına sahip yaklaşık 300 kişilik antik tiyatrodur. Bu tiyatro, tüm Likya birliği şehirleri içerisindeki en küçük antik tiyatro olma ünvanını elinde bulunduruyor ve mermer basamaklarında oturup rüzgarı dinlemek insana tarif edilemez hisler yaşatıyor.
İkinci ve asıl unutulmaz an ise kalenin surlarına çıkıp arkanızı döndüğünüz o büyülü saniyedir. Karşınızda Akdeniz’in o meşhur turkuaz suları, tam karşınızda duran devasa Kekova Adası ve yüzyıllar önceki depremlerle sular altında kalarak yok olmuş antik "Batık Şehir" kalıntıları uzanıyor.
Simena’nın mucizeleri sadece kaleyle de sınırlı kalmıyor; kalenin eteklerinden denizin sığ sularına doğru baktığınızda, asırlardır dalgalara meydan okuyan ve alt kısmı sular altında kalmış olan ikonik Likya lahit mezarını görüyorsunuz. Akvaryum dinginliğindeki bu berrak suda, asırlık bir mezarın hemen yanı başında yüzmek ve deniz gözlüğünüzü takıp suyun altındaki tarihi kalıntıları izlemek, her seyahat severin hayatı boyunca unutamayacağı cinsten bir deneyim.
Gezinizi tamamladıktan sonra sahildeki salaş balık restoranlarında soluklanıp, buranın yerel efsanesi haline gelmiş olan tamamen taze sütten ve meyvelerden yapılan meşhur "Keçi Sütlü Şeftalili ve Kakuleli Ev Dondurması"nı tatmak, Simena seyahatinin en keyifli kapanış ritüelidir. Eğer Antalya rotanızda sıradanlıktan uzak, adeta bir kartpostalın içinde yaşayacağınız masalsı bir durak arıyorsanız, Simena Kalesi havlunuzu atacağınız en görkemli Akdeniz zirvesidir.
Gezi sırasında nelere dikkat etmeli?
Kale çıkışı taş ve eğimli zemin içerir. Bölgeyi tekne gezisiyle birleştirecekseniz yürüyüş için ayrıca su ve rahat ayakkabı bulundurmak önemli. Ziyaret gününde ulaşım, işletme saatleri ve varsa bilet koşullarını resmî kaynaktan yeniden kontrol etmek özellikle önemli.
Yakında ne yapılır?
Antalya mutfağından piyaz, tahinli kabak tatlısı, turunç ürünleri ve deniz ürünleri gibi yerel tatlara zaman ayırmak, bölgeyi tek bir mekâna sıkıştırmadan gezinin tamamlanmasını sağlar.



