Müze kompleksi yeni bina ve modernizasyon çalışmaları nedeniyle dönemsel olarak ziyarete kısmen kapalı olabilir, gitmeden önce resmi kaynaklardan güncel durum kontrol edilmelidir. İçeride flaşsız fotoğraf çekimi serbesttir. Engelli erişimine tamamen uygundur.
Antalya Müzesi hakkında
Antalya seyahatlerinizde plajları, şelaleleri ve hareketli sokakları gezdikten sonra, bu toprakların derinliklerinde saklanan asıl büyüyü görmek için rotanızı Konyaaltı Caddesi'ne doğru çevirmeniz gerekir. Karşınıza çıkan Antalya Arkeoloji Müzesi, sadece bir müze binası değil; Likya, Pamfilya ve Pisidya gibi Akdeniz’e yön vermiş üç devasa antik uygarlığın kalbidir. Kapıdan içeri adım attığınız andan itibaren, kendinizi sıradan bir sergi alanında değil, adeta olimpos dağının eteklerinde, tanrıların ve imparatorların doğrudan nefes aldığı bir sarayda buluyorsunuz. Müzenin kuruluş hikayesi ise başlı başına bir vatanseverlik ve kahramanlık destanı barındırır.
Birinci Dünya Savaşı sonrasında Antalya'yı işgal eden İtalyan güçlerinin antik eserleri yağmalayıp ülkelerine götürmesini engellemek isteyen öğretmen Süleyman Fikri Erten, 1922 yılında büyük bir gayretle bölgedeki eserleri toplar ve bu muazzam müzenin temellerini atar. İlk olarak Kaleiçi'ndeki tarihi camilerde hizmet veren müze, 1972 yılında bugünkü modern kampüsüne taşınmıştır.
Müzenin koridorlarında gezinirken göreceğiniz her bir mermer işçiliği, Roma dünyasının ulaştığı o estetik zirveyi gözler önüne seriyor. Özellikle "İmparatorlar Salonu" ve "Tanrılar Salonu"na girdiğinizde, devasa boyutlardaki Hadrian, Trajan ve Septimius Severus heykellerinin ihtişamı karşısında büyülenmemek elde değil. Bu salonların en büyük kahramanları ise şüphesiz hemen yanı başımızdaki Perge Antik Kenti kazılarından gün yüzüne çıkarılan şaheserlerdir. Hele ki o meşhur "Yorgun Herakles" (Herkül) heykelinin hikayesi insanı derinden etkiler.
Yıllar önce üst kısmı Amerika'ya kaçırılan bu heykel, yoğun diplomatik mücadelelerin ardından ait olduğu topraklara, Antalya Müzesi'ne geri getirilmiş ve alt kısmıyla pürüzsüzce birleştirilmiştir. Salonları adımlarken karşınıza çıkan Herakles Lahdi, Domitiyas Lahdi ve çocuk mezarları gibi mermer lahitlerin üzerindeki o incecik kabartmalar, adeta taşın üzerine yazılmış asırlık şiirler gibidir.
Müze, sadece heykel sanatıyla değil, Paleolitik Çağ’dan kalma Karain Mağarası buluntularından başlayıp Osmanlı etnografya kültürüne kadar uzanan devasa bir zaman tüneli sunuyor. Son dönemde yaşanan büyük modernizasyon ve yeniden inşa süreci kapsamında müze alanında hummalı bir çalışma yürütülüyor olsa da, bu topraklardan fışkıran paha biçilemez tarih her daim parıldamaya devam ediyor. 1988 yılında "Avrupa Konseyi Yılın Müzesi Özel Ödülü"ne layık görülen bu paha biçilemez kültür vahasını gezip bitirdikten sonra, bahçesinde tavus kuşlarının ve kedilerin arasında yürümek, asırlık taşların gölgesinde soluklanmak tüm Antalya seyahatinizi unutulmaz kılacak cinsten bir deneyim.
Gezi sırasında nelere dikkat etmeli?
Burayı gezi planına ekleyeceksen çıkmadan hemen önce resmî Müze sayfasındaki durum bilgisini kontrol etmek gerekiyor. Yeniden açıldığında koleksiyona uzun zaman ayırmak, özellikle Perge heykellerini ve Roma salonlarını ayrı ayrı gezmek için daha iyi olacaktır. Ziyaret gününde ulaşım, işletme saatleri ve varsa bilet koşullarını resmî kaynaktan yeniden kontrol etmek özellikle önemli.
Yakında ne yapılır?
piyaz, tahinli kabak tatlısı, turunç ürünleri, deniz ürünleri ve yöresel zeytinyağlılar gibi yerel tatlara zaman ayırmak ve çevredeki diğer durakları aynı rotada birleştirmek, günü tek bir noktaya sıkıştırmadan değerlendirmeyi kolaylaştırır.


















